Zamanın Ötesinden

Zamanın Ötesinden

Çıkık elmacık kemikleri yüzünden kilise papazının tıraş ederken bıraktığı kesik izleri, uzamış beyaz kalkık kaşlarıyla uyum sağlıyor ve dedesinin huzursuz görünen o katı suratında ayrı bir sinirlilik hali uyandırıyordu. Arkaya yatırdığı Beyaz kısa saçlarını ilk defa sağ tarafa taranmış görüyor. Ölümün donukluğunun dahi değiştiremediği dedesini daha önce hiç görmediği bir insana benzetiyordu. Saç şeklinin oluşturduğu bu değişiklikten dolayı huzursuz olmuştu.
Papaz, ceviz ağacından yapılmış lale işlemeli tabuttaki ihtiyara bakıp, Daha çok tanrının onayını almak ister gibi “Beğendiniz mi efendim?” diye sordu.
Papaz uğraşının taktir edilmemesini kendi yeteneksizliğine değil, inancına karşı bir küçümseme sayabilirdi. Gören gözlerin olduğu her yerde rahatsızlık hissettirecek bu baştan sağma işi, sırf kutsallık lekesi sıçramış diye kusursuz olarak değerlendirecek iki yüzlü korkakların takdir ve övgülerini her cenazede o kadar duyardaki; çirkine alışmaya, alışılmışı sevmeye, sevdiğini kutsallaştırmaya başlamıştı. Yeteneğinin Tanrının bir hediyesi olduğuna inanıyordu, herkesçe taktir edilen ruhu, bir çok ruhun üstüne çıkıp tanrı huzurunda kıdem kazanmış olmalıydı ki bunu tüm bedeninde hissedebiliyordu. Kutsal olduğundan kesin kes emin olan papaz. İlk mucizesini keşfetmeye çok yakındı.
Son on dakikadır cevap bekleyen papazın umudu tükenmiş olacak ki X e dönüp “Varlığı bu kiliseyi terk etmeden hemen önce son defa kendine bakıp, onun için en doğru takımı seçtiğimi görmüştür. Üzülmeyin yolculuğu yeni başlıyor” Diyerek, kısa bir an için. Kiliseyi sessizliğin işgalinden kurtaran bir fatihe dönüşmüştü.
Dedesine tekrar bakıp kısa bir süre durdu ve “Yolculu çoktan bitmiş gibi görünüyor...’ dedi. Papaz iki elini ayni hızda kaldırıp yavaşça X’in omuzlarından tuttu. Gözlerinin karanlığında , X’in bakışlarını hapsedecek zamanı kazanıncaya kadar göz göze bekledi. Sonrasındaki konuşmalar X için artık arka plan gürültüsüydü.
Papazın İlahi bir ses tonuyla ağzından çıkıp, X’in içine dolan binlerce yıllık yalanın Tasavvufi kokusu X’in genzimi yakıyor ve öfkesinin tadını ağzına getiriyordu. Papazın konuşma çabası, sessizliğin cazibesini her geçen dakika daha davetkar yapıyordu.
Papazı susturmak adına saçmaladı “Tarağınızı alabiliriyim” Papaz şaşkın bir halde tamamen dökülmüş saçlarını gösterdi. X, elleriyle, dedesinin Kas katı kesilmiş saçlarını arkaya yatırdı. Ve papaza dönüp “ şimdi beğendim, beni dedemle yalnız bırakır mısınız?” Ağır adımlarla uzaklaşan papazın kapattığı ahşap kapı sesini duyunca, Dedesine bir kez daha baktı. Ölüm soğuktu. Yüzündeki donukluk, bedeninin çoktan kendisine ait olmaktan çıktığını haber veriyordu. Birkaç gün sonra toprağın altında çürümeye başlayacak, damarlarında dolaşan son kanın izi bile silinecekti. Et, kemikten ayrılacak; bir zamanlar düşünen, öfkelenen, gülen o adam, karanlığın içinde sessizce dağılacaktı. Geriye, onu tanıyanların belleğinde giderek solan bir yüz ve toprağın altında neye dönüştüğünü kimsenin görmeye cesaret edemeyeceği bir beden kalacaktı.
Belki de insanlar, ölümden sonra acı hissetmediklerine kendilerini bu yüzden inandırıyordu. Narkozla uyutulduğu hâlde ameliyat sırasında acıyı hissettiğini ileri süren bir kadının açtığı dava, bir süredir kiliselerin pazar ayinlerinde bile konuşuluyordu. Kadının anlattıkları, kimi için bir yalandan, kimi içinse bedenin ötesine uzanan karanlık bir hakikatin işaretinden ibaretti.
X’in zihninde tek bir soru belirdi:
‘’Ya öldüğümüzde acı sona ermiyorsa?’’
Dedesinin yüzündeki donukluğa baktı. Ya o ifadesiz yüzün ardında, kimsenin duyamadığı bir çığlık saklıysa? Ya ölüm, insanı susturuyor ama bilincini susturamıyorsa? Toprağın altında, kımıldayamadan, gözlerini açamadan, kendi bedeninin çürüyüşünü hissederek uyanık kalmak… Karanlığın ne zaman biteceğini bilmeden, yardım istemenin bile mümkün olmadığı bir yerde, sonsuzluğun ne demek olduğunu öğrenmek…
X’ ürktüğünü hissetti.
Dedesinin yakılmak istemeyişi geldi aklına. Bunun bir nedeni var mıydı, yoksa ihtiyarın son arzularına kendi korkularını mı yüklüyordu? Belki de cevap, o hareketsiz bedenin içinde, artık kimsenin ulaşamayacağı bir yerde saklıydı. Dedesiyle Birlikte geçirdiği on dakikalık bu sessizlik, ihtiyar için bir rekordu. Bu dahi ihtiyar bir ömür konuştuktan sonra ilk defa bu kadar uzun dinlemişti. Son yüz yılın en parlak beyni olarak tanınan bu ihtiyar, son zamanlarında hiç kimseyi beş dakikadan fazla dinlemeye tahammül edemezdi.
Dâhilerin tanındığı ve takdir edildiği bir toplulukda doğmuş olması zamanı geldiğinde insanlığın talihi olarak anılacaktı. Bu talih; yeteneklerini doğru yerlere yönlendirip geliştirmesini ve kullanmak için daha fazla fırsata sahip olmasını sağlamıştı.
Zamanının çok ötesinden kazıp çıkardığı keşfi; klasik, modern ve kuantum fizik yasalarını gevşetiyor. uyum sağlamayan fizik kurallarını bozuyor ve bir daha çalışmamak üzere evrenin dışına itiyordu. Evrensel fizik yasalarını kelimenin tam anlamıyla evrimleşme zorluyordu. Bu ihtiyar; İnsanlık tarihinin en büyük keşfini gün yüzüne çıkardığını biliyordu. Kainatın evrensel fizik kanunlarını şekillendiren bu Keşif. Evrensel kanunların yasakladığı tüm imkansızlıkların kapılarını açıyor, açılmamakta direnen kapıları kırıyordu.
Keşfi üzerindeki kontrolü kaybettikten sonra çaresizliğe düşen, sonuçları ile yüzleşmek için kendini soyutlayan bu ihtiyar. Dün sabah kahvaltısı yapmış, kahvesini içerken okumuş, yüzlerce yıllık besteleri dinlerken yazmış. Tek dostunu beslemeyi bitirdikten sonra diğer güne başlamama kararı almıştı. Bugünün bittiği ve Diğer günün başlamadığı o gizemli anda kendini öldürüp, On üç milyar yıllık dünya tarihinde hiç var olmamış olmayı seçmişti.
Günlerden herhangi bir gündü X için, herhangi bir saatte ahşap kapının sesi tekrar duyuldu. X eve geldiğinde saat gecenin iki ‘si olmuştu bile ve o an aklında tek bir soru vardı ‘
Piposunu doldurup yaktı. Derin bir nefes çekti; dumanı ciğerlerinde kısa bir süre tuttuktan sonra yavaşça bıraktı. Duman, odanın karanlığında ağır ağır yükselirken zihnindeki düşünce de onunla birlikte biçim değiştirdi.
Fizik yasaları Evren’in başlangıcında bile geçerli ise Tanrı ilk koşulları seçme özgürlüğüne sahip olmazdı. Havada asılı sigara dumanıyla birlikte bu fikir havaya yayıldı. Hava berraklaşınca aynada kendi yansımasıyla göz göze geldi. Bir süre kendisini seyretti. Sonra, sanki karşısında başka biri oturuyormuş gibi sordu:
"_Peki evreni yaratırken tanrının seçme özgürlüğü ne kadardı? -Tanrı evrenin yasalarını belirleyip başlat tuşuna basmadan önce, kendi hangi yasalara tabiydi?’’_
Sorunun cevabı yoktu. Daha kötüsü, sorunun kendisi bile sağlam bir zemine basmıyordu. Zamanın, mekânın ve fizik yasalarının evrenle birlikte ortaya çıktığı bir modelde, evrenden önce neyin var olduğunu sormak ne anlama geliyordu? Önce dediği şey, henüz zaman yoksa neye karşılık geliyordu? Tanrı’nın varlığını açıklamak için başvurduğu kavramlar, Tanrı’nın varlığını sorgulamaya başladığı anda anlamlarını yitiriyordu.
Evren, kendini araştıran, kendi varlıklarını ve Tanrı’nın doğasını sorgulayan insan gibi karmaşık yapıları var olmasına izin veren evrensel yasalar Tanrıyı etkilemiyor muydu?
Fakat X’i asıl rahatsız eden, Tanrı’nın yer çekiminden etkilenip etkilenmediği değildi. Asıl soru, herhangi bir varlığın kendi koyduğu kurallardan muaf olup olamayacağıydı. Bir kural koyucunun varlığı, kuralların dışında durabildiğini kanıtlamazdı.
X piposundan son bir nefes çekti. Küllüğe bıraktığı kor, karanlıkta bir an parladı, sonra söndü.
Yatağa uzanırken dudaklarının arasından son bir soru döküldü:
İnsan aklı, her şeyin başlangıcını ararken, sonu gelmeyen bir nedenler zincirinin içinde kendi kuyruğunu kovalayıp durmaya mı mahkûm olamazdı.
X gözlerini kapattığında, duvardaki saat saniyeleri birbirinden ayırmaya devam ediyordu. Evrenin herhangi bir köşesinde bir yıldız sönüyor, ışığı henüz ulaşmadığı dünyalarda yaşam sürüyor, uzak galaksiler hiç kimsenin tanıklığına ihtiyaç duymadan kendi karanlıklarına gömülüyordu. Hiçbir şey, bir insanın uykuya dalmasıyla eksilmiyordu. Hiçbir şey, onun varlığını sürdürmesi için duraksamıyordu.
X’in bilinci, bu kayıtsızlığın ortasında sessizce söndü. Ardında ne bir iz bıraktı ne de yokluğunu haber verecek bir boşluk. Az önce evrenin sırlarını çözebileceğine inanan o zihin, şimdi kendi varlığından habersizdi.